Ah Üniversitelerimiz Vah Üniversitelerimiz

Abone Ol

Bu üç sorunun birincisinin cevabı basittir. Hemen Google Hoca’ya sorar ve cevabını alırsınız. Sordum ve cevabını Wikipedia’dan öğrendim. Şu internet linkine tıklarsanız (https://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye%27deki_%C3%BCniversiteler_listesi) Ülkemizde kaç üniversite var öğrenirsiniz. 2015 yılı itibariyle 190 üniversite vardır. Bunlardan 114'u devlet üniversitesi, 76'sı vakıf üniversitesidir. Durum bu kadar net.

Esasında öğrenmek istediğim bu değil. Öğrenmek istediğim ikinci ve üçüncü soruların cevaplarıdır. İşte bu soruların cevaplarını Google Hoca da bilmez. Birçok Hoca da bilmez.

Bu soruların cevaplarını bilen bilir. Üniversitelerimizin birçoğu adeta lise düzeyindedir. İşte bu nedenle “bu üniversitelerin yüzde kaçı gerçek üniversitedir” diye soruyorum. Üniversite kurdum demekle kurulmaz. Bu turşu mu ki hemen kurulsun. “Üniversite için kanun çıkardım, üstüne üstlük bir de kampüs oluşturdum, al sana üniversite” demekle de bu iş olmaz.

Üniversitelerimizin birçoğu lise düzeyinde eğitim veriyor. Ve en önemlisi öğretim üyeleri ve öğretim üyelerinin bir çoğu yatarak, üretmeden Devletten besleniyor. Şimdi diyeceksiniz ki, “üniversite hocaları da Devlet memuru işte, salla başını, al maaşını kuralı onlar için de geçerlidir.” İşte bu olmadı. Yani, üniversite hocaları Devlet memuru olmamalıdır. Adamlar siyaset yapıyor, basına demeç veriyor, neredeyse ticaret de yapıyor ve başka hususlarda da Devlet Memuru Kanunundan muafiyet içindeler. Üstüne üstlük Devlet memurlarının tabi olduğu etik mevzuatı da üniversitelerde geçerli değil. Ancak, iş güvencesi açısından, kadro açısından ve benzeri güvenceler açısından Devlet Memurundan farkları yok. İşte bu tezat. Devlet memurlarına tanınan tüm avantajlardan yararlan, ancak, bazı muafiyetler sana tanınsın, “siyaset yap, basınla haşir-neşir ol, kitap yaz, para kazan ve serbestiyet içinde ol.” Burada tezatlık var.  Öncelikle şuna karar vermek gerekir. Üniversitelerdeki akademik görevliler memursa tam memur gibi olmalı, değilse ayrı bir sistem ve iş güvencesi olmadan, memurluk kadrosuna dahil olmadan görev yapmalıdır. “Ben Devlet Memurlarının lehime olan hususlarından yararlanırım ve ondan da daha fazlasını alırım” dersen, bu yanlıştır. Buna sessiz kalmamak gerekir.

Bu tespiti ve görüşümü belirttikten sonra şimdi şu tartışmalara girmeyeceğim. Yani, profesör, doçent, hatta yrd. doç. unvanının nasıl alındığına, üniversite öğretim üyeleri ve görevlilerinin “aşırmayla mı, uçurmayla mı” bu unvanları aldığına girmeyeceğim. Şimdi şu tartışmalara da girmeyeceğim. Yani, bizim Ülkedeki üniversitelerimizden yalnız beşinin Dünyadaki ilk 500 üniversite arasında yer aldığına ve bunların da en son sıralarda yer aldığına (Bilkent Üniversitesi 394, ODTÜ 431-440 arasında, Boğaziçi ve Sabancı üniversiteleri 441- 450 arasında, Koç Üniversitesi 481- 490 bandında yer aldığına) girmeyeceğim. İlk yüzde üniversitemiz yok. İlk iki yüzde üniversitemiz yok. İlk üç yüzde üniversitemiz yok. Çok ilginç ve çok üzücü değil mi?  

Evet, Üniversitelerimizde bilim üretilmiyor, kimse kusura kalmasın, “dedikodu üretiliyor.” Üniversitelerimizde bilim yarışı yok, kimse kusura kalmasın, “idari görevler ve makam kapma yarışı var.” Üniversitelerimizde araştırma yapma hevesi yok, “akademisyenlerin yabancı ülkeleri gezme hevesi var.” Üniversitelerimizde idealizm yok, “ideolojik yaklaşım var.” Daha bu varoğlu varları uzun bir liste ile sıralarım da, gerek yok.

Üniversiteler Devlet bütçesinden para almasını bilir. “Sen parayı ver. Gerisine karışma. Bana yönetsel özerklik var. Gerisine karışma. Ben harcamasını da bilirim, yönetmesini de bilirim” anlayışı üniversitelerimizde yaygındır. Bu yanlıştır. Bir yerden para alıyorsan, parayı aldığın yerden emir de alırsın. Ya para alma, kendi yağınla kavrul ve özerk hareket et, ya da para aldıysan sesini çıkarma.

Amerika'daki üniversiteler sesini çıkarabilir. Orada 4000 civarında üniversite var. Bu üniversiteler ya bir vakıf üniversitesidir ya da özel sektör üniversitesidir. Ve Devlete yük olmazlar. Ve ABD'deki bu üniversitelerde bilim üretilir ve teknolojik atılımlara imza atılır. Bu üniversiteler Dünya çapında en önde gelen bilim yuvaları olarak anılırlar.
Sözü uzatmaya gerek yok.

Bizdeki Üniversiteler de Devlet bütçesinden ile beslenmemelidir. Kendileri üretmeli ve ürettiği ürünlerden elde ettiği ya da öğrencilerinden temin ettiği gelirler ile kendi yağıyla geçinmelidir. Özel sektör mantığı ile çalışmalıdır. Ya bir vakıf üniversitesi ya da özel sektör üniversitesi olmalıdır. Bunun başka çaresi yok.
Bu şekildeki bir yapılanma olursa, gerçek üniversitelere kavuşur ve üniversiteler ilmin tam olarak gerçekleştirildiği eğitim yuvaları haline gelir. Yoksa, laf üretilir, makam-mevki peşinde koşulur, adam kayırmacılık olur, Devlet bütçesinden savurganlık olur. Olur da olur.

“Ah üniversitelerimiz, vah üniversitelerimiz” derken işte kasdım budur.

Bu görüş ve düşüncelerim elbette geneli ve büyük ekseriyeti kapsamaktadır. İstisnalar yok mu? Vardır. Yani bilim üreten, çalışan, araştıran üniversitelerimiz yok mu? Elbette vardır. Ancak, bu istisnalar kaideyi bozmuyor ve üniversitelerimizde ilim yerine başka önceliklerin olduğu gerçeği değişmiyor.

Bu gerçeğin yanında başka bir gerçek de, üniversitelerimizde aydın görünümlü fakat karanlık odaklara hizmet eden öğretim üyeleri ve görevlileri olduğu, bilim adamı görünümlü filim adamları olduğu, Devletinin yanında değil de hainlerin, alçakların yanında hareket eden bazı öğretim üyeleri ve görevlilerinin olduğudur. İşte bu güruh iki gün önce bir bildiri yayınlayıp terör odaklarının destekçiliğini yapmış ve hainlerin, alçakların ekmeğine yağ sürmüştür.   Vatandaşını korumak ve güvenliğini sağlamak için çalışan Devlet görevlilerini suçlayan bu güruh Ülkeyi kan gölüne çeviren teröristleri görmemektedir ve teröre destek vermektedir. Terör odaklarını destekleyecek tarza bildiri yayınlayan o 1100 öğretim üyesi ve görevlisini de buradan kınıyorum. Eğer, kendilerinde insaf ve vicdan var ise, kundaktaki bebeği öldürmekten çekinmeyen gözü dönmüş PKK’lı katilleri kınarlar ve lanetlerler. Ancak, o aydın görünümlü karanlık düşünceli öğretim üyeleri ve görevlilerinde ne insaf ve ne de vicdan var. Bu kişiler Devletten maaş alırlar, ancak Devlete düşmanlık yaparlar. Devlet de bunlar için artık gereğini yapmalıdır ve bunlar hakkında gerekli adli ve idari soruşturma başlatılmalıdır.

Yazımın sonunda tüm Üniversitelerimizin gerçek üniversiteler olmasını ve ilim üreten, vicdanlı ve insaflı düşünen ve Ülkesine ve Devletine tam bağlı insanların görev aldığı ilim yuvaları olmasını diliyorum.