Bir 12 Şubat yazısı (Kendi kendime dertlenme)

Abone Ol
Biraz önce haberleri seyrettim ve içim karardı.
ABD, Suriye krizi konusunda yan çiziyor. Suriye’de PYD adı altında nifak tohumları saçan ve PKK’nın bir uzantısı olan bir terör örgütüne “alenen destek” sağlıyor. Rusya denilen zalim Suriye’ye geldi ve yerleşti. “DAEŞ adlı terör örgütüne karşı savaşıyorum” bahanesiyle Suriye’deki Türkmen halkını yok ediyor.
Müslümanlara yönelik eza ve eziyet yalnız Suriye’de mi? Hayır.
Filistin, Irak, Arakan, Doğu Türkistan, Afganistan, Tunus,  Cezayir, Libya, Yemen ve diğer İslam Ülkeleri de benzer sorun ve çileler içinde.
Dünya’da Müslümanlar çile, eziyet ve işkence altında ve İslam Birliği yok. Hilafet yok. Bizi başsız bıraktılar.
Biz birlikten uzakken, Avrupa Birliği, NATO ve BM dedikleri hepsi de Haçlıların birer tuzağı ve hepsi de Müslüman Düşmanlığı yapıyor.
Dışarıdaki manzara böyle acı ve sefil bir halde.
Ülke içinde durumu nasıl? Hiç de iç acıcı değil. Geçen sene Temmuz Ayı’nda tekrar alevlenen PKK terörist faaliyetlerinde neredeyse hergün polisimiz ve askerimiz şehit oluyor ve yaralanıyor. PKK denilen hain ve alçaklar güruhunun tuzaklarıyla nice gencimizi, nice insanımızı toprağa verdik. Allah rahmet eylesin.
İçeride yalnız PKK’nın mı saldırılarıyla mı yüreklerimiz yanıyor. Ahhh, ahhh, ahhh! Daha nice acılar var. Ülkemiz üzerinden Avrupa’ya kaçmak isteyenlerin dramlarını hergün şehirlerimizde görüyor ve içimiz yanıyor. Sokaklarda soğukta, açıkta çoluk-çocuk dilenen bu zavallılara, bu Suriyeli mazlumlara kim sahip çıkacak? Bu zavallıların, bu mazlumların bir kısmı Ülkemizde kalmak istemiyor. Suriye’den kaçtıkları gibi, Ülkemizden de ayrılmak istiyorlar. Gizlice ve kaçak yollardan Avrupa Ülkelerine gitmek istiyorlar. Bu ahvalde, milyonlarca mültecinin dramı yüreklerimizi dağlıyor.
İşte biraz önce TV’deki haberlerden duydum. Yine kaçak yollardan Avrupa Ülkelerine kaçma macerası ve ardından tekne faciası. Çoluk, çocuk insanlar bile bile ölüme kaçıyorlar. Bunlar Avrupa’ya kaçmıyorlar, adeta ölüme kaçıyorlar. Artık kaç kişi öldü, kaç çocuk boğuldu, “haberleri dahi sıradan” oldu.
Hergün nice ölümler, nice zulümler yaşanıyor İslam coğrafyasında. Hergün nice ölümler yaşanıyor Suriye’de. Bir zalim Esed, milyonlarca mazlum Suriyeli. Ne acıklı, ne dramatik bir durum. Bir zalimi ortadan kaldıramıyor medeni dünya.
Gerçekten de Dünya medeni mi? Yoksa Mehmet Akif’in haykırdığı gibi;
“Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
Benim îman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma, nasıl böyle bir îmânı boğar,
‘Medeniyyet!’ dediğin tek dişi kalmış canavar?”
Garb dediğimiz, Batı olarak adlandırdığımız adı batasıcalar en vahşilerden daha vahşi, barbar ve alçak bir sistemin adıdır. Bunların zulmü Firavun’u da geçti, Nemru’u da geçti.
Bu alçak Batı, bu alçak Avrupa, geçen yüzyılın başlarında topluca Osmanlı’nın üzerine de çullanmışlardı. Osmanlı Devleti’ni alçak tuzaklarla ve hainlerle işbirliği içinde parçalayan Avrupa, Ülkemizi bundan 100 yıl kadar önce işgal etmişlerdi. İşgalcilerin bir kısmı (önce İngilizler, sonra Fransızlar) Maraş’ımızı da işgal etmişlerdi. Memleketimin asil ve cesur insanları ve kahraman ecdadımız Fransızları darmadağın etmiş ve Sütçü İmam’ın, Rıdvan Hoca’nın ve daha nice isimsiz kahramanların mertçe haykırışlarıyla ve yiğitçe mücadelesiyle destan yazmışlardır.
İşte o destanın yazdığı destanın tarihi:12 Şubat 1920. Aradan 96 yıl geçmiş. Ve biz tekrar yine destan yazmak durumundayız. Yoksa bu topraklarda bize hayat hakkı tanımayacaklar. Biz zalim Avrupa’ya ve azgın Batı’ya karşı destan yazmak ve bunları tarihin çöplüğüne gömmezsek bizim halimiz haraptır ve sonumuz karanlıktır.
Evet, tekrar ediyorum, azgın Batı ve Zalim Avrupa’ya karşı yeniden mücadele ve yeniden bir şahlanış içinde olmak zorundayız. Yoksa sonumuz iyi olmaz, halimiz iyi olmaz.
Bu açık gerçeğe rağmen, şimdiki durumdan ve gençlerimizden çok da ümitvar değilim. Kimse kusura bakmasın, “ecdad destan yazmış, torunları anlamaktan yoksun.” Evet açık gerçek bu.
Elbette, ecdadın izinde yürüyen ve altın nesil dediğimiz, “Asım’ın Nesli” Gençlerimiz var. Ancak bu gençler 1 ise, popçu, rapçı, zırtçı, pırtçı gençlik de 10’dur. Yani sayıca popçu gençlik fazladır.
Popçu, rapçı, zırtçı, pırtçı bu gençlik kimin eseri! Evet, bunlar şu gerçeğin bir sonucudur: “Vatanımızı, toprağımızı Fransız’dan kurtardık diye sevindik, kapıdan attığımız “elin gavuru bacadan geri girdi.” Diyorlar ya; “Çanakkale’den giremeyenler çanak antenden girdiler.”
 
Evet, bu dertleşme, bu hasbihal kendi kendimledir. Durum bu şekildedir. Ahvalimiz yukarıda özetlediğimiz gibidir.
Allah (cc) yar ve yardımcımız olsun. İnşaallah, umudumuz olan gençlik, yani sayıca az gibi görünse de, yakın gelecekte şahlanacak olan ve ecdadının yolunda olduğunu gösterecek olan “Asım’ın Nesli” yeni destanlar yazacaktır, Allah’ın izniyle.
 
İşin özü şudur: “Osmanlı gitti, Dünya’da huzur ve sükun bitti.” Osmanlı sistemi yeniden tesis edilirse yine huzur ve yeniden sükun gelecektir.
 
Bu umut ve duygularla Kahramanmaraş’ımızın düşman işgalinden kurutuluşunun 96. yılını kutlar, şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet ve minnetle anarım. Rabbim (cc) İslam’ın yeryüzünde hükümran olduğunu ve zalimlerin kahrolduğunu bizlere tekrar göstersin ve Hilafeti ve İslam Birliğini tekrar nasip eylesin. Bu gözler İkinci Osmanlı’yı görsün ve bu yürek İkinci Osmanlı’nın mutluluğunu bir kez daha yaşasın. Amin.