İmar Rantı Kentleri Öldürüyor! Kahramanmaraş Öldü, Şimdi Kahramankazan Ölüyor!

Haber46 Başyazarı Ali Çam: Kahramanmaraş’ta imar talanına yıllarca dikkat çektik, duymadılar ve Maraş öldü. Aynı rant ve beto istilası şimdi Kahramankazan’ı kuşatmış durumda; ranta kurban verilmeden acilen dur denilmeli!

Abone Ol

2017 yılında Haber46’da, “Kahramanmaraş’ın İmar Sorunu ve Çözüm Yolları” başlıklı bir yazı kaleme almıştım.

O yazıda şöyle diyordum:

“Amazon ormanlarını aratmayan, neredeyse balkonlarından birbirlerine çay uzatacak derecede sık yapılmış yüksek katlı binalar, daracık yollar, ucu bir caddeye ulaşmayan eğri büğrü sokaklar…”

Aradan dokuz yıl geçti.

Şimdi Kahramanmaraş’tan yüzlerce kilometre uzakta, Ankara’nın Kahramankazan ilçesinde yaşıyorum. Ancak karşılaştığım manzara bana hiç yabancı gelmiyor.

Şehrin adı değişmiş ama imar anlayışı değişmemiş!

Kahramanmaraş’ta ne yaşandıysa bugün Kahramankazan’da da benzeri yaşanıyor.

Dört yıl önce Kahramankazan’a geldiğimde ilçenin çehresi bambaşkaydı. Dört katlı binaların ağırlıkta olduğu, gökyüzünün görülebildiği, sakin ve ferah bir ilçe vardı. Her adım başı parklar, sakin yollar, caddeler...

Bugün o Kahramankazan’ın yerinde yeller esiyor.

Bir şehir dört yılda bu kadar mı değişir?

Bir şehir dört yılda bu kadar mı betonlaşır?

Bir şehir dört yılda kendi kimliğinden bu kadar mı uzaklaşır?

Eski dört katlı yatay mimarinin hemen yanına 10, 12, 14 katlı binalar dikiliyor.

Dört katlı bina ile 14 katlı bina yan yana…

Biri diğerinin güneşini kesiyor, havasını kesiyor, manzarasını kapatıyor.

2017’de Kahramanmaraş için söylediğim şu sözler bugün Kahramankazan’da yeniden karşıma çıkıyor:

“13 katlı binayla 5 katlı binanın çarpık ilişkisi… Yan yana durduğu hâlde biri güneye, biri doğuya, diğeri batıya bakan küs apartmanlar…”

Aradan dokuz yıl geçmiş, şehir değişmiş ama manzara değişmemiş!

Binalar Var, Şehir Yok!

Kahramankazan’da inanılmaz bir inşaat furyası başlamış durumda.

Nereye baksanız bir temel kazılıyor, beton dökülüyor, vinç yükseliyor, yeni bir bina dikiliyor.

Elbette şehirler büyüyecek.

Yeni konutlar yapılacak.

İnsanların barınma ihtiyacı karşılanacak.

Kimse yapılmasın, ilçemiz gelişmesin demiyor.

Ancak büyümek başka, şişmek başka!

Gelişmek başka, beton yığınına dönüşmek başka!

Planlı şehirleşme başka, bulduğu her boşluğa bina dikmek başka!

Bugünkü görüntü ne yazık ki şudur:

Sanki canı isteyen, canının istediği yere, canının istediği büyüklükte bina dikiyor!

Ortada bir şehir planı mı var, yoksa yalnızca parsel planları mı var?

Şehrin on yıl, yirmi yıl, elli yıl sonrası düşünülüyor mu?

Yoksa belediyelerin, müteahhitlerin ve arsa sahiplerinin önünde yalnızca bugünün kazancı mı duruyor?

Yeni yapılan binaların büyük çoğunluğunda yeterli kapalı veya açık otopark yok.

Yüzlerce daire yapılıyor ama bu dairelerde yaşayacak insanların araçlarını nereye park edeceği düşünülmüyor.

Bugün kimse farkında değil ama.

Yarın her daireye bir araç gelse sokaklar dolacak.

İkinci araç geldiğinde kaldırımlar işgal edilecek.

Misafir geldiğinde hayat duracak.

Sonra “Kahramankazan’da trafik sorunu var” diye dövüneceğiz.

Trafik sorunu kendiliğinden ortaya çıkmıyor!

Siz yüzlerce daireyi daracık bir caddeye yüklerseniz, yeterli otopark yapmazsanız, alternatif yollar açmazsanız o cadde elbette kilitlenir.

Çarşıya artık araçla girmek neredeyse imkânsız hâle gelmiş durumda.

Caddeler dar, sokaklar yetersiz, kaldırımlar işgal altında…

Bugün birkaç dakikalık sıkışıklık olarak gördüğümüz sorun, yarın bu ilçenin günlük hayatını felç edecek.

Bahçe Yok, Yeşil Alan Yok, Sosyal Alan Yok!

Yeni binalar tıkış tıkış, dip dibe yapılıyor.

Binaların arasında çocukların koşacağı bir bahçe yok.

Yaşlıların oturacağı bir alan yok.

Geçmişte yapılan parklar olmasan insanların nefes alacağı yeşil alan yok.

Ama daire var!

Blok var!

Beton var!

Kat var!

Rant var!

Peki, şehir nerede?

Bir yerleşim alanını şehir yapan yalnızca binalar değildir.

Şehir; yoluyla, parkıyla, bahçesiyle, okullarıyla, sağlık kuruluşlarıyla, otoparklarıyla, sosyal alanlarıyla ve insanlara sunduğu yaşam kalitesiyle şehirdir.

Bunları yapmadan yalnızca bina dikerseniz şehir kurmuş olmazsınız.

Beton yığını oluşturursunuz!

İnsanları apartman dairelerine yerleştirmekle onlara yaşanabilir bir şehir sunmuş olmuyorsunuz.

Çocukları dört duvarın arasına, araçları kaldırımların üzerine, insanları dar sokakların içine mahkûm ediyorsunuz.

Kazan Ovası Kimin Malı?

Bir zamanların meşhur Kazan Ovası imara açılıyor.

Bereketli toprakların üzerine koca koca binalar dikiliyor.

Bugün birkaç arsa sahibi ve birkaç müteahhit daha fazla para kazanacak diye bir ilçenin geleceği yok ediliyor.

Toprağın üzerine beton dökmek kolaydır.

Ancak o betonu söküp ovayı yeniden tarım arazisine dönüştürmek mümkün değildir.

2017’de Kahramanmaraş için şu uyarıyı yapmıştım:

“Yanlış yapılan bir kavşağı bozup tekrar yapmak kolay ancak imardan kaynaklanan yanlışların geri dönüşü yok.”

Bugün aynı cümleyi Kahramankazan için kuruyorum.

İmar hatalarının geri dönüşü yoktur!

Bir binayı diktikten sonra “Yanlış yapmışız” diyemezsiniz.

Ovayı betonla kapladıktan sonra “Keşke korusaydık” demenin hiçbir anlamı kalmaz.

Kahramanmaraş’ı kurtarmak için yıllarca yazdık.

Ahır Dağı’nı koruyalım dedik.

Maraş Ovası’nı koruyalım dedik.

Şehrin havasını, suyunu, toprağını ve kimliğini koruyalım dedik.

Dinletemedik!

Ne Ahır Dağı’nın etekleri kaldı ne de Maraş Ovası…

Bugün aynı tehlike Kahramankazan’ın kapısında değil; tehlike çoktan içeri girmiş durumda.

Ne Kazan Bağları kalıyor ne Kazan Ovası…

Bu Vebalden Kimse Kurtulamaz!

2017’de şöyle yazmıştım:

“Üç beş kuruş fazla kazanacaksınız diye imar planına müdahale eden, fazladan bir daireye sahip olmak için koca bir kentin yaşanmaz hâle gelmesine aldırmayan sizler… Sizler de bu vebalden kurtulamazsınız…”

Bugün aynı sözleri Kahramankazan için söylüyorum.

Üç beş daire fazla yapılacak diye kat sayısını artıranlar…

Her boş araziyi konut alanına çevirenler…

Otoparksız binalara izin verenler…

Daracık yolların üzerine yüzlerce yeni konut yükleyenler…

Yeşil alanları ve tarım arazilerini yapılaşmaya açanlar…

Şehrin geleceğini bugünün kazancına feda edenler…

Sizler de bu vebalden kurtulamazsınız!

Bu vebal yalnızca belediye yöneticilerinin değildir.

Belediye meclis üyeleri de sorumludur.

Siyasetçiler de sorumludur.

Müteahhitler de sorumludur.

Mimarlar ve mühendisler de sorumludur.

Meslek odaları da sorumludur.

Sivil toplum kuruluşları da sorumludur.

Arsasına birkaç kat daha fazla almak uğruna ilçenin geleceğini feda eden arsa sahipleri de sorumludur.

Peki, Mimarlar Odası nerede?

Şehir Plancıları Odası nerede?

Ziraat Odası nerede?

Çevre kuruluşları nerede?

Kahramankazan’ın sivil toplum kuruluşları nerede?

İlçenin kanaat önderleri, iş insanları ve siyasetçileri nerede?

Bu ilçenin sokaklarında yaşanan değişimi görmüyor musunuz?

Kazan Ovası’na yükselen beton blokları görmüyor musunuz?

Tıkanan caddeleri, otoparka dönüşen kaldırımları, birbirinin üzerine yığılmış binaları görmüyor musunuz?

Yanınızda can vermekte olan bir şehrin acısını hissetmiyorsunuz?

Acilen Bir İmar Kriz Masası Kurulmalı

Kahramankazan’ın daha fazla zarar görmemesi için acilen bir “imar kriz masası” kurulmalıdır.

Mevcut imar planları baştan sona gözden geçirilmelidir.

Yeni yapılaşma alanlarında kat sınırları yeniden değerlendirilmelidir.

Her daire için yeterli otopark zorunluluğu tavizsiz uygulanmalıdır.

Bina yoğunluğu ile yol genişliği arasında gerçekçi bir denge kurulmalıdır.

Kazan Ovası ve tarım arazileri kesin biçimde korunmalıdır.

Yeni yerleşim alanlarında park, okul, sağlık tesisi, sosyal alan ve yeşil alanlar bina yapımından önce planlanmalıdır.

Kahramankazan’ın elli yıllık gelişim planı hazırlanmalı ve bu plan günübirlik çıkarlarla değiştirilmemelidir.

Alınacak her imar kararında şu soru sorulmalıdır:

“Bu karar Kahramankazan’a ne kazandıracak?”

Soru, “Bu arsadan kaç daire çıkar?” olmamalıdır.

Kahramankazan Ranta Kurban Edilmemeli!

Kahramanmaraş’ta yıllarca “Maraş ölüyor!” diye bağırdık.

Kimse dinlemedi.

Sonunda Maraş öldü…

Şimdi Kahramankazan’da aynı filmin başlangıcını izliyorum.

Aynı hatalar…

Aynı suskunluk…

Aynı beton tutkusu…

Aynı rant düzeni…

Aynı sorumsuzluk…

Bugün susarsak birkaç yıl sonra konuşacak bir Kazan bulamayacağız.

Bugün tedbir almazsak yarın çocuklarımıza bahçesi, bağı ve ovası olmayan; trafiği kilitlenmiş, sokakları araçlarla dolmuş, gökyüzü beton bloklarla kapatılmış bir ilçe bırakacağız.

Maraş sevdalılarının Maraş’ı kurtarmaya gücü yetmedi.

Bakalım Kazan’ı sevenlerin Kazan’ı kurtarmaya gücü yetecek mi?

Bakalım bu ilçeyi yönetenler ellerini taşın altına koyacak mı?

Bakalım meslek odaları, sivil toplum kuruluşları ve ilçenin kanaat önderleri seslerini çıkaracak mı?

Yoksa herkes birkaç daire, birkaç dükkân, birkaç arsa ve biraz daha fazla rant uğruna sessiz kalmaya devam mı edecek?

Yıllarca söyledim:

“Maraş ölüyor, Maraş ölüyor…”

Dinleyen olmadı.

Maraş öldü…

Şimdi de söylüyorum:

Kazan ölüyor!

Kazan ölüyor!

Bakalım bu kez dinleyen olacak mı?

Yoksa Kahramankazan da mı ölecek?

{ "vars": { "account": "UA-9724995-2" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }