Geçenlerde birkaç arkadaşla oturmuş sohbet ediyoruz. Memleket meseleleri derken konu ekonomiye geldi.
Beş dakika sonra masada ekonomist olmayan kalmadı.
Biri faizi indirdi, öteki enflasyonu düşürdü, bir başkası da “Beni bir altı ay yönetime verseler…” diye söze başladı.
İçimden dedim ki:
“Bu kadar ekonomist aynı masada oturuyoruz, hesabı kim ödeyecek acaba?”
Neyse, ekonomiyi kurtardık.
Konu futbola geldi.
Bu defa hepimiz teknik direktör olduk.
“Bu adam sağdan oynamaz.”
“Orta saha çökmüş.”
“Ben olsam ikinci yarı çift forvete dönerim.”
Adam yıllardır takım çalıştırıyor ama belli ki bizim kahvedeki masaya danışmayı unutmuş.
Sonra konu sağlığa geldi.
İşte orada işler ciddileşti.
Birinin beli ağrıyormuş.
Daha “Doktora gideceğim.” demeden reçeteler havada uçuşmaya başladı.
“Sen doktora gitmeden önce bir beni dinle…”
Bu cümleden sonra insanın ağrımayan yeri bile ağrımaya başlıyor.
Biri sıcak su dedi.
Biri soğuk dedi.
Biri yürüyüş önerdi.
Öteki:
“Sakın yürüme!” dedi.
En sonunda beli ağrıyan arkadaş:
“Ben en iyisi doktora gideyim.”deyince hepimiz biraz bozulduk.
O kadar tedavi anlattık, adam hâlâ doktora gidiyor!
Bizim memlekette güzel bir özellik var:
Bilmediğimiz konu pek yoktur.
Ekonomi desen konuşuruz.
Futbol desen kadroyu kurarız.
Sağlık desen teşhisi koyarız.
Eğitim desen sistemi baştan aşağı değiştiririz.
Belediyecilik desen şehri yeniden kurarız.
Dış politika desen dünya haritasını masaya sereriz.
Bir tek kendi işimiz sorulunca:
“Vallahi orası biraz karışık…”
Eskiden büyüklerimiz bilmediği bir şey sorulduğunda gayet rahat:
“Bilmiyorum evladım.”derdi.
Ne güzel sözmüş meğer.
Şimdi “Bilmiyorum.” diyeni bulmak zor.
Çünkü telefon cebimizde, internet elimizde.
İki dakika bakıyoruz, üçüncü dakikada uzmanız.
Beşinci dakikada gerçek uzmanla tartışmaya başlıyoruz.
Onuncu dakikada da:
“Sen yanlış biliyorsun.”diyoruz.
Bir de meşhur kaynaklarımız var.
“Geçenlerde okudum.”
Nerede?
“Bir yerde.”
Kim yazmış?
“Hatırlamıyorum.”
Doğru mu?
“Kesin!”
İşte en sevdiğim bölüm burası.
Kaynak yok.
Yazan belli değil.
Nerede okuduğu belli değil.
Ama bilgi kesin!
Sosyal medya da sağ olsun işimizi iyice kolaylaştırdı.
Eskiden yanlış bilgi yaymak için hiç olmazsa evden çıkıp kahvehaneye gitmek gerekiyordu.
Şimdi koltukta otururken binlerce kişiye ulaşabiliyoruz.
Üstelik ne kadar yüksek sesle söylerseniz, o kadar doğru kabul ediliyor.
Belki de biraz eskiye dönmek lazım.
Arada sırada:
“Bilmiyorum.”
“Bu konuda bilgim yok.”
“Bir bilene soralım.”diyebilsek…
İnanın hiçbir şey kaybetmeyiz.
Çünkü insanı küçük düşüren bilmemek değildir.
Bilmediği hâlde biliyormuş gibi konuşmaktır.
Ama yine de bu yazıya itiraz edecek olanlar mutlaka çıkacaktır.
Hatta bazıları daha sonuna gelmeden:
“Halit Bey burada yanlış düşünüyor.”demiştir bile.
Olabilir.
Sonuçta burası memleket.
Bilmediğimiz tek şey, bilmediğimizdir.
Gerisini zaten hepimiz biliyoruz!