Ruhun Edebiyat’a Herzaman İhtiyacı Vardır

Bugünkü yazıma; Türki cumhuriyetlerinden yanılmıyorsam, Azerbaycan da söylenen atasözü ile başlamak istiyorum.’’Edebiyatını söyle senin hangi milletten olduğunu söyleyeyim’’Bizde arkadaşını söyle senin kim olduğunu söyleyeyim gibi bu iki atasözü de beni etkiler. Kişilikleri, kimlikleri ve milletleri çağrıştırır zihnimde.

Toplumlar kültürleri ile ayakta kalır, milletlerin edebiyatları da o milletin kimliğini ortaya koyar, biz halkımıza bunları anlatmak istiyoruz üç beş kültür dostlarıyla bir araya geldiğimizde bağrımız yanık, kültüre ve edebiyata ilgisizlik adına dertleşiyoruz.

Bu vatan kolay kazanılmadı, millet olabilmenin bedeli Çanakkale’de ve yurdun tüm sathında ödendi,

M.Kemal Atatürk ve arkadaşları, halk vatanın kutsiyetini çok iyi biliyorlardı. Kuvay-ı milliye ruhu vatan aşkından doğdu, bu uğurda canlarını feda ettiler.

Televizyon programlarının magazinleşmesi, toplumdaki değişim beni hep kaygılandırır. Şöyle ki, çoğunluk kanalların evlendirme programlarına, mesaj hatlarına, sohbet hatlarına dönüşmesi(nasıl bir sohbetse?)

Adam bir lokma ekmeğe muhtaç, elindeki cep telefonu en pahalı telefon ve ardından mesajlaşmalar; filan artist’in bar maceraları veya özel yaşamları veya dedikodular.

insanım bu değil aslında, ama öyle yapmaya çalışıyorlar. Oysa bizim bize ait ne güzel değerlerimiz, kültürümüz vardı. Anadolu kokan, türkü kokan, oyalı mendillerde saklanan sevgiler ve gerçek sohbetler.

Gençlerimizi bu sahte dünyalara özendirmenin hiçbir manası yoktur, toplumlar kültürleriyle ayakta kalırlar.

Konumuz edebiyattan açıldı, belki farklı konulara girer gibi olduk görünse de, aslında bizim edebiyatımızın içinde yatar Anadolu insanının yaşam felsefesi.

iyi araştırıldığında en iyi senaryolar ve sinema dizileri çıkar. Bu yüzden ruhumuzun edebiyata her zaman ihtiyacı vardır.

Vatan dedik ya kimliğimiz bunlar, birlikte yaşayan kavramlardır. Edebiyat da bir milletin fotoğrafıdır, sürekliliğidir. Milletlerin tarihini anlatan en önemli filmler edebiyatın içinden çıkmadı mı?

Rusya hegomanyasında kalan Türki cumhuriyetlerinden Kırgızistan denilince, akla Cengiz Aytmatov geliyor, esaret altında bile kimliklerini yitirmediler ve bu gün bağımsız Kırgızistan olarak biliniyor, ya Azerbaycan şairleriyle kendi destanını yazdı dünya Azerbaycan’ı tanıdı.

Bir Dostoyevski denilince Rusya çağrışım yapar. Honore’de Balzac denilince bir Fransa akla gelir.

İşte bu sebeple benim şairim, yazarım sadece edebiyat için yazmadılar, ülkemin kimliğine de sahip çıktılar.

Osmanlı sadece savaşlara katılmadı veya yalnız devlet idare etmedi. Padişahların sanatçı kişilikleri ve kültüre bakış açıları da devlet idaresinin içindeydi.Kanuni zamanında,sarayda iki yüz e yakın şair sürekli misafir edilirdi, gelecekleri de garanti altındaydı.Osmanlı devlet olmanın inceliğini de yüceliğini de çok iyi biliyordu.

.Bir milletin tarihine en büyük ışık tutan belgeler, yine yazarları, şairleri tarafından yazılmaktadır.Bunun içindir ki, edebiyat bir milletin kimliğidir.

Aslında edebiyat bir güçtür. İnsanın kendini ifade edebilme ve çevresindekileri etkileyebilme açısından önemli bir sanat dalıdır. Milletler arası diyaloglarda herhangi bir devletin lideri edebiyata hâkimse masadan iyi sonuçlar alır. Edebi anlamda dil iyi kullanılırsa vezir, kötü kullanılırsa bir insanı rezil de eder.

Söylenecek sözü Mehmet Akif Ersoy zaten söylemiş. “Edepsizliğin başladığı noktada, edebiyat biter”

Yeniden buluşmak dileğiyle, saygılar.

YORUM EKLE

banner122

banner224

banner154

banner191

banner126