Kader ve kaza meselesi insanlık tarihi kadar eski ve üzerinde herkesin fikir birliğine varması en zor meselelerden birisidir. Bu mesele esasında sağlam itikatlı ve tahkiki-i iman içindeki (kainata ve olaylara hakikat noktasında bakan) bir mü’min için çözümü kolay bir konu olsa da, İslam içinde olduğunu söyleyen bazı fıkralar (ekoller) dahi bu hususta makul ve mantıklı bir düşünce geliştirememişlerdir. Mesela, cebriye fırkası kader mevzuunda kulun iradesini yok sayarak “her şey Allah’tandır” der. Bu fırkanın tam tersini söyleyen bir mezhep de kaderiye mezhebidir. Diğer ismi Mutezile olan bu fırkanın savunucuları da “Allah bizim işlerimize karışmaz ve her şeyi biz kendimiz yaparız” der. Kader bahsinde bu iki görüş de, bu iki fıkra da sapkındır, ifrat ve tefrit içerisindedir ve yanlışa saplanmışlardır.
 
Esasında, İslam inancına göre şu iki husus üzerinde çok da fazla kafa yorulması ve tartışma yapılması hoş karşılanmaz. Bunlardan birincisi ruh mevzudur. İkincisi de kader mevzudur. Dinimize göre, bu iki mevzuya neden girilmesi ve üzerinde tartışılma yapılması istenmiyor? Bunu düşündüğümde şu iki noktanın önemli olduğunu anlıyorum. Birincisi, bu iki hususta görüş birliği ve net bir sonuç çıkarmak mümkün değildir. İkincisi de, bu hususları tartışmanın hiçbir faydası yoktur.
 
Burada yeri gelmişken, bir ayet-i kerimeye dikkat çekmek isterim: “Sana ruh hakkında soru sorarlar. De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir. Size ancak az bir bilgi verilmiştir.” (İsra Suresi, 85)
 
Ruh hakkında fazla konuşup da ahkam kesmeye ve biliyormuş gibi davranmaya gerek yoktur. Bu hususta çok da fazla bilgisi yoktur. Gelelim kader mevzuna. Kader hakkında da çok fazla derine inip de kafa karıştırmaya gerek yoktur. Ancak, bazı hususlarda açıklayıcı bilgiler verilebilir.
 
Kader mevzunda ilk dikkatinizi çekmek istediğim de bir ayet-i kerimedir: "Sana gelen iyilik Allah'tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir." (Nisa, 79) Bu ayet açıkça belirtmektedir ki, biz iyiliği murad edip istedikçe Allah’ın izniyle ona vasıl oluruz. İlla da kötülük yolunda yürüsek, maazallah işimiz zordur. Kul azmış ise belalyı elbette kendisine çeker. Halk arasında bir yaygın söz vardır: "Kula bela gelmez Hak (cc) yazmadıkça, Hak (cc) bela yazmaz Kul azmadıkça."  Durum bu kadar açık ve nettir.
Bizim kader inancımız Ehl-i Sünnet vel Cemaat akidesi üzerinedir. Ehl-i Sünnet akidesi ne cebriye fırkası gibi kulun iradesini yok sayar, ne de Mutezile fıkrası gibi her şeyi kulun iradesi üzerine yükler. Burada denge ve orta bir yerde durularak, “kul ister ve iradesi ile o işi yapmayı murad eder, karar verir ve işler. Ancak her şey ve her oluş, başta, sonda, ortada ve her yerde Allah’ın iradesine bağlıdır. Allah dilemedikçe elbette bir yaprak dahi kımıldayamaz. Allah o kişiye o işi yapması için müsaade verir. İster iyi işlerde olsun, isterse kötü işlerde olsun. Kural budur.”
Bizim kader inancımız bu minval üzeredir.
Bu noktada altı çizilmesi gereken hususu belirtmek istiyorum: “İnsanın kaderi karakterini oluşturmaz, insan kendi karakteri ile kendi kaderini oluşturur. Öyleyse, kimse kadere suç bulmamalıdır. "Ah kader, vah kader" diye deli-divane gibi yakınmamalıdır. Kadere bakacağı yerde kendi kaderine bakmalıdır. Suç bulacaksa, kaderine değil karakterine suç bulmalıdır. O karakter de kendi eseridir. İnsanoğlu bunu hiç unutmamalıdır.”
 
Yaşım 50. Bundan 29 sene önce Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olurken hazırlanan Fakülte Yıllığında resmimin altında; “Ahmet Sandal, hesabi değil, hasbi ve samimi bir arkadaştır. Özü ve sözü birdir. Menfaatçi bir insan değil, fedakar bir kardeşimizdir” şeklinde notlar yazmaktadır. Ben o zaman kararımı hasbi, samimi ve fedakârlık üzerine kurmuş ve düşüncelerimi ve niyetimi bu minval üzerine belirlemiştim. Çok şükür hep bu yönde yürüdüm. Kimseye menfeat için dost olmadım. Kimseye yalancıktan dost olmadım. Kimseye iki yüzlü davranmadım. Sözümüz hep düşüncelerimizi yansıttı. Hep hasbi ve samimi oldum. Niyetimi, düşüncelerimi başka türlü belirlemiş olsaydım, hayat çizgim elbette farklı olurdu.
 
Kendi hayatıma bakarak şunu net anladım: “İnsan kendi kaderini belirlemeden önce karakterini belirliyor ve o karakter onun kaderi oluyor.”
Yazımın sonunda, Hintli Düşünür ve Devlet Adamı Gandhi’nin bir sözüyle bitiriyorum:
Sözlerinize dikkat edin, düşüncelerinize dönüşür; 
Düşüncelerinize dikkat edin, duygularınıza dönüşür; 
Duygularınıza dikkat edin, davranışlarınıza dönüşür; 
Davranışlarınıza dikkat edin, alışkanlıklarınıza dönüşür; 
Alışkanlıklarınıza dikkat edin, değerlerinize dönüşür;
Değerlerinize dikkat edin, karakterinize dönüşür;
Karakterinize dikkat edin, kaderinize dönüşür.
Vesselam.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hadi Ordan 2015-04-14 14:16:44

tamam da yeni dogan bebegin annesi tarafindan oldurulmesi nasil onun nefsine yaptigi kotulukten kaynaklanabilir?

Misafir Avatar
Ahmet SANDAL 2015-12-21 17:48:54 @Hadi Ordan

Yeni doğan bir bebeğin öldürülmesi kimin için kötüdür. Öldürülen için mi? Öldüren için mi? Elbette öldüren açısından kötülüktür. Öldürülen açısından ise hayat yalnızca bu Dünyadan ibaret olmadığı için büyük bir saadet kapısından geçiştir. Sözü böyle anlamak gerekir. Maddiyat açısından bakarsak 90 yaşına kadar yaşayan ile 9 yaşına kadar yaşayanı da aynı kefeye koymayız ve "90 yaşına kadar yaşayanın torpilli olduğunu ve 9 yaşına kadar yaşayana haksızlık yapıldığını" düşünürüz. Tabi durum böyle değil. İnce bir çizgi var.

Beğenmedim! (0)

banner122

banner215

banner124

banner154

banner126