Ey Kürt kardeşim…
Bu mektubu 24 yıllık öğretmenlik hayatının 13 yılını Kürt çocuklarına hizmet etmiş bir öğretmen olarak yazıyorum.
Öğretmen olarak sizin Türkçe bilmeyen çocuklarınızı eğitmeye başladığımda, sizin tabutlarla geri yolladığınız o gencecik askerilerimizden, polislerimizden daha küçüktüm.
Cizre’yi cehenneme çeviren PKK alçaklarının ateş ve ölüm kustuğu korkunç gecelerin sabahında yüreğim yerinden fırlayacakmış gibi küt küt vurarak okula koşardım. Allah şahit ölümden korktuğum için değil, “canım öğrencilerimden birine bir şey olmuş mudur” endişesiyle koşardım okula.
Tek tek sayardım öğrencilerimi. Gözlerine bakardım sayarken onların… Korkularına, endişelerine, umutsuzluklarına ortak olmaya çalışırdım.
Korkutan altını ıslatan öğrencilerimden gelen kokular bile güzel gelirdi bana ki, canları sağ olsundu benim için o küçücük yavrularımın.
Okula çenesine kadar inmiş sümükleriyle yolladığınız çocuklarınızın burnunu silerken bir gün bile tiksinti duymadım.
Büyük bir sevgiyle, şefkatle, muhabbetle kucakladım onları.
Hatta biri milletvekili yeğeni iki öğrencimi Ülkücülerin kalesi olarak bilinen Kadirli’ye kadar getirdim. Ülkücü Kadirli sizin çocuklarınızı 15 gün nasıl bağrına bastı bir sorun onlara. 
Kürtler adına savaştığını iddia eden o alçak ve namussuz terör örgütünün çizdiği sınır var ya… Sizin o sınırın bu tarafına yolladığınız çocuklarınıza biz gözümüz gibi bakıyoruz.
Ramazan’da iftarlara çağırıyor, halı sahalarda beraber top oynuyor, beraber piknik yapıyoruz. Düğünlerinde sizin zılgıtlarınız arasında Kürtçe şarkılarınız eşliğinde halay çekiyoruz.
Çocuklarımız sizin çocuklarınızla çoktan “kanki” oldu benim kürt kardeşim… 
Okullar kapandığında sizin çocuklarınızı “siz gülerek karşılayın diye biz gözyaşlarıyla yolluyoruz” biliyor musunuz?
Biz sizin çocuklarınızı otobüsle yollarken memleketlerine, siz neden bizim çocuklarımızın cenaze arabasıyla gönderilmesine göz yumuyorsunuz?
Biliyorum rızanız yoktur ama kabahatiniz de yok mudur be kürt kardeşim…
Niye bedava kullandığınız elektriğinizi kesen devlete kustuğunuz öfkenizin bir kısmını da bizim çocuklarımızı kalleşçe katleden PKK terör örgütüne kusmuyorsunuz?

Çevirme olduğunu dostlarınıza bildirmek için telefon etmeyi biliyorsunuz da, polise askere pusu kurulduğunda bunu neden önceden ihbar etmiyorsunuz?

Gencecik kahraman polislerimizi, askerlerimizi alçakça katleden teröristler suçlu da, onları pencerelerinizden seyreden sizler masumsunuz öyle mi?
Güldürmeyin beni…
Sahi…
Karısı 2 aylık hamile Mustafa Boz’un katillerini de hiç biriniz görmediniz değil mi? Benim de içinde bulunduğum öğretmen grubuna kalleşçe arkadan saldıran namussuzların girdiği deliği de bilmiyorsunuz eminim…
Neyse…
Bu yazıyı yazıp yazmama konusundaki tereddüdümün hafiflettiği üslubum bundan sonraki bölümde daha da sertleşebilir.
Bu yüzden devamını getirmiyorum.
Ama…
Son bir şey…
Sizin çocuklarınız bize, bizim çocuklarımız size emanettir. Emanet namusumuzdur. Emanete ihanet eden namussuzdur.