Memlekette sendikacılığın yeni bir çeşidi çıktı.
Adını ben koydum:
“Beklentili sendikacılık.”
Nasıl mı oluyor?
Adamla oturuyorsun, çay daha masaya gelmeden başlıyor:
“Abi bunlardan sendika olmaz!”
Bir yudum çay…
“Çalışanın hakkını savundukları yok!”
İkinci yudum…
“Hepsi koltuk peşinde!”
Üçüncü yudum…
“Yıllardır bizim sırtımızdan geçiniyorlar!”
Bakıyorsun adam öyle bir anlatıyor ki biraz daha konuşsa sendikanın tabelasını gece yarısı beraber sökmeye gideceğiz.
Dayanamayıp soruyorsun:
“Peki sen hangi sendikadasın?”
Cevap:
“Onlarda…”
Bir dakika!
Az önce bunlara söylemediğin laf kalmadı.
“E kardeşim, madem bu kadar kötüler, niye hâlâ oradasın?”
İşte burada ses tonu değişiyor.
Çaya bakıyor.
Telefonu eline alıyor.
Sağa sola bakıyor.
Sonra o meşhur cümle geliyor:
“Abi şimdi bizim de bir beklentimiz var…”
Hah!
Geldik meselenin özüne.
Demek mesele sendikacılık değilmiş.
Beklentiymiş!
Nedir bu beklenti?
Belki bir görevlendirme…
Belki bir sorumluluk…
Belki küçük bir makam…
Belki bir yer değişikliği…
Belki de henüz kendisinin bile bilmediği ama “Bir gün lazım olur” diye cebinde taşıdığı umut.
İnsan ister istemez soruyor:
Sen sendikaya mı üyesin, yoksa sıraya mı girdin?
Daha komiği de şu:
Aynı arkadaş sana dönüp diyor ki:
“Bunların hepsi koltuk sevdalısı!”
İyi de güzel kardeşim…
Sen de o koltuğun yanında boş sandalye var mı diye bekliyorsun!
Koltuk sevdası kötüyse, koltuğa oturan kadar etrafında sandalye bekleyen de bir kendine bakacak.
Sonra konu hak mücadelesine geliyor.
“Bizim hakkımızı kimse savunmuyor!”
Diyorsun ki:
“Gel o zaman. Beraber mücadele edelim.”
Cevap hazır:
“Yok abi, şimdi olmaz.”
Niye?
“Bizim bir iş var da…”
Yahu arkadaş!
Hakkını savunmayan sendikaya kızıyorsun.
Hakkını savunanın yanına gelmiyorsun.
Kızdığın yerde durmaya devam ediyorsun.
Sonra da bize sendikacılık anlatıyorsun.
İşte tam burada insanın aklına Kibar Feyzo geliyor.
Feyzo şehirde çalışırken bakıyor, diğer işçiler fazla para alıyor.
Soruyor:
“Onlara niye fazla verdin?”
“Onlar sendikalı.”
Feyzo cevabı yapıştırıyor:
“Ben de Harranlıyam!”
Yıllar geçti.
Film eskidi.
Ama galiba bizim sendikal hayatın bazı sahneleri hiç eskimedi.
Bugün sorsan:
“Sen hangi sendikadasın?”
“Yetkili sendikadayım.”
“Memnun musun?”
“Allah korusun!”
“Senin hakkını savunuyor mu?”
“Nerede!”
“Yöneticilerini beğeniyor musun?”
“Hepsi koltuk peşinde!”
“E niye oradasın?”
“Abi…”
Buyur?
“Bir beklentimiz var.”
İşte bizim yeni Kibar Feyzo sahnemiz de bu!
Kimse yanlış anlamasın.
İnsanların beklentisinin olması ayıp değildir. İnsan görev almak ister, yükselmek ister, emeğinin karşılığını görmek ister. Bunların hepsi normal.
Ama insan biraz da kendi söylediği sözün arkasında durmalı.
Bir sendikaya inanıyorsan kal.
Savun.
Destekle.
İnanmıyorsan da eleştir ve tercihini değiştir.
Ama sabah sövüp öğleden sonra üyelik formuna sarılmanın adına sendikal mücadele demeyelim.
Çünkü sendika makam dağıtım merkezi değildir.
Sendika, “Belki bana da bir şey çıkar” diye bekleme salonu hiç değildir.
Sendikanın görevi çalışanın hakkını savunmaktır.
Üyenin görevi de hakkını savunacak yapının arkasında omurgalı biçimde durabilmektir.
Yoksa yıllarca aynı masada oturur;
sendikaya kızarız,
yöneticisine kızarız,
sisteme kızarız,
koltuk sevdalılarına kızarız…
Sonra biri:
“E kardeşim, niye hâlâ oradasın?”
diye sorunca başımızı eğer:
“Abi bizim de bir beklentimiz var…”
deriz.
O saatten sonra Kibar Feyzo bile mezarından kalkıp:
“Ağam, sen sendikalı değilsin… Sen beklentilisin!”
dese haksız sayılmaz.
Next