"Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum" düsturuyla yoğrulmuş, öğretmenine sonsuz saygı duyan bir medeniyetin mirasçılarıyız.

​"Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum" düsturuyla yoğrulmuş, öğretmenine sonsuz saygı duyan bir medeniyetin mirasçılarıyız.

​Ancak bugün yaşadığımız toplumsal değişimle birlikte, kalem tutması gereken eller sözlü ya da fiziki şiddete teslim olmaktadır. Ne yazık ki öğretmenlerimizi öğrencilerinden ve velilerden korumaya çalıştığımız günlere şahitlik ediyoruz.

​Gencecik yaşında, toplumu eğitmek için görev yaptığı okulda vahşice hayattan koparılan Fatma Nur öğretmenimizin acısı yüreklerimizi dağladı. Kendisine Allah’tan rahmet; eğitim camiasına ve sevenlerine başsağlığı diliyorum.

​Bu acı tablo bize bir kez daha gösterdi ki; hem öğretmenlerimizin can güvenliği hem de toplumun geleceği için acilen bir "Eğitimde Şiddet Yasası" hayata geçirilmelidir.

​Okullarda sözlü dahi olsa şiddete meyli tespit edilen, sosyopat davranışlar sergileyen öğrencilerimizin rehabilitasyon yükü, zaten omuzlarında ağır bir sorumluluk taşıyan öğretmenlerimize bırakılamayacak kadar ağırdır. Öğretmenlerimizin asli görevi eğitimdir; asayişi sağlamak veya psikoterapi yapmak değil.

​Unutmamalıyız ki şiddet sarmalını normal kabul eden sosyopatik gençlerin bu kabul edilemez tavırları, sadece okul duvarları arasında kalmayacaktır. Suça meyilli bu çocuklar, bugün doğru yöntemlerle müdahale edilmezse, yarın toplumun bütünü için çok daha büyük, onarılması güç sorunlara yol açacaktır. Bu, ertelenemez bir toplumsal güvenlik meselesidir.

​Çocuk yaşta aldıkları cezalar onları rehabilite etmeye yetmemektedir. Asıl amaç, onları suç işlemeden tespit edip topluma kazandıracak bir yapının oluşturulması olmalıdır.

Tüm bunların yanında okulda öğretmenlerimize karşı uygulanan suçlarda cezalar mutlaka caydırıcı olacak şekilde artırılmalı. Artık adli boyut taşıyan suçlar sözlü dahi olsa sadece disiplin cezası kapsamında değerlendirilmemelidir. Zaten sorunlu öğrenci öğretmenle karşı karşıya getirilmemelidir.

​Tam da bu yüzden, ülkemizde acilen sadece bu tür şiddet eğilimli çocuklar ve ailelerine yönelik özel çalışmalar yapacak bağımsız Rehabilitasyon ve Topluma Kazandırma Merkezleri kurulmalıdır. Ailenin ve çocuğun topluma kazandırılması için gerekli adımlar okullarda değil, uzman kadroların yer aldığı bu özel birimlerde atılmalıdır.

​Bu merkezler, sorunu kaynağında çözebilmek için eşgüdümlü çalışan bir "Devlet Aklı" ile yönetilmelidir. Sorunun tespiti ve çözümü için ilgili tüm bakanlıkların elini taşın altına koyması şarttır. Bu merkezlerde kurumlar şu amaçlarla yer almalıdır:

​İçişleri Bakanlığı: Asayiş boyutuyla çevresel faktörlerin ve ailede yaşanan çarpıklıkların etken tespiti amacıyla,

​Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı: Aile içi sorunların çözümü ve sosyal destek politikalarını uygulayıcı olarak,

​Sağlık Bakanlığı: Madde bağımlılığı ve aile içi psikolojik sorunların tıbbi rehabilitasyonu için,

​Milli Eğitim Bakanlığı: Eğitimin devamlılığı ve meslek edindirme süreçleri için,

​Gençlik ve Spor Bakanlığı: Bu gençlerin enerjilerini doğru yönlendirecek, onlara özel sosyal ve sportif faaliyetlerin planlanması amacıyla.

​Sorunu kaynağında kurutacak, sadece bu tarz sosyopat gençlere ve onların sorunlarına odaklanmış özel kadrolarla bu yapının acilen inşa edilmesi gerekiyor.

​Başka Fatma Nur öğretmenlerimizi kaybetmemek, geleceğimiz olan gençleri suça ve karanlığa terk etmemek için artık kaybedecek bir dakikamız bile olmamalı.