Bloomberg HT ekranlarında Zeynep Akyol’un sunduğu “30 Dakika” programına konuk olan Balcıoğlu, savaşın tedarik zincirinden stok yönetimine, maliyetlerden ihracat talebine kadar birçok alanda sektörü doğrudan etkilediğini ifade etti.

Balcıoğlu, savaş sürecinde emtia fiyatlarının ve lojistik maliyetlerinin sürekli değiştiğini belirterek, bu durumun üreticiler açısından öngörülebilirliği ortadan kaldırdığını söyledi.
Firmaların artık uzun vadeli plan yapmakta zorlandığını dile getiren Balcıoğlu, “Bir gün savaşın sona ereceği açıklanıyor, ertesi gün yeniden sıcak çatışmalar başlıyor. Bu nedenle sektör olarak değişen şartlara uyum sağlamaya çalışıyoruz. Süreci yönetemiyoruz, sadece gelişmelere göre pozisyon alabiliyoruz.” dedi.

“Verimsiz çalışma dönemindeyiz”
Belirsizlik nedeniyle üretimin verimsiz hale geldiğini belirten Balcıoğlu, mevcut durumu şehir içi trafikte yakıt tüketen otomobile benzetti.
Üretimin bir gün yoğun, bir gün durgun seyretmesinin işletmelerde verim kaybına neden olduğunu ifade eden Balcıoğlu, firmaların hem stok maliyetleri hem de nakit akışı arasında denge kurmaya çalıştığını söyledi.

“Yüksek faiz stok maliyetini artırıyor”
Yüksek faiz ortamında fazla stok bulundurmanın finansman yükünü ağırlaştırdığını belirten Balcıoğlu, geçmişte 1-2 aylık stoklarla çalışılırken bugün yaklaşık 4 aylık stok tutmak zorunda kaldıklarını kaydetti.
Tedarikçilerle uzun vadeli fiyat anlaşmaları yaparak riskleri azaltmaya çalıştıklarını ifade eden Balcıoğlu, ithal edilen ham maddelerde yaşanan maliyet artışlarının ise kaçınılmaz olarak satış fiyatlarına yansıdığını söyledi.

Altın Piyasasında Geri Çekilme: Gram ve Çeyrek Fiyatları Ne Kadar Oldu?
Altın Piyasasında Geri Çekilme: Gram ve Çeyrek Fiyatları Ne Kadar Oldu?
İçeriği Görüntüle

Whatsapp Image 2026 07 21 At 11.55.21

Avrupa’dan Türk tekstiline ilgi arttı
Savaşın ardından küresel tedarik zincirlerinde yaşanan sorunların Türkiye’ye yönelik talebi artırdığını belirten Balcıoğlu, özellikle Avrupa pazarında Türk tekstiline ilginin yükseldiğini ifade etti.
Uzak Doğu kaynaklı lojistik sorunlarının Türkiye’nin coğrafi avantajını öne çıkardığını dile getiren Balcıoğlu, siparişlerde artış yaşandığını ancak bunun önemli bölümünün “panik alımları”ndan kaynaklandığını söyledi.
Bu talebin kalıcılığı konusunda temkinli olunması gerektiğini belirten Balcıoğlu, stokların dolmasının ardından siparişlerde yavaşlama yaşanabileceğine dikkat çekti.

“Türk tekstilinin yolu katma değerli üretimden geçiyor”
Türkiye’nin düşük maliyetle rekabet etmesinin giderek zorlaştığını ifade eden Balcıoğlu, sektörün geleceğinin markalaşma ve katma değerli üretimde olduğunu söyledi.
İtalya’nın “Made in Italy” markasını dünya çapında bir kalite göstergesine dönüştürdüğünü hatırlatan Balcıoğlu, Türkiye’nin de benzer bir ulusal marka algısı oluşturması gerektiğini belirtti.
Tek tek firmaların çabasının yeterli olmayacağını vurgulayan Balcıoğlu, sektör genelinde ortak bir markalaşma vizyonuna ihtiyaç bulunduğunu ifade etti.

Mısır yatırımlarında geri çekilme
Son yıllarda tekstil sektörünün yöneldiği Mısır yatırımlarına da değinen Balcıoğlu, düşük işçilik maliyetlerine rağmen üretim ve hizmet kalitesinde beklentilerin tam karşılanamadığını söyledi.
Türkiye’de yıllar içinde oluşan sanayi kültürünün Mısır’da henüz oluşmadığını belirten Balcıoğlu, bu nedenle bazı firmaların yeniden Türkiye üretimine yönelmeye başladığını kaydetti.

Avrupa Birliği’nde Türkiye’yi temsil ediyor
Avrupa Birliği Genç Girişimciler Organizasyonu Başkan Yardımcılığı görevini de yürüttüğünü belirten Balcıoğlu, bu platformlarda yalnızca kendi şirketini değil, Türkiye iş dünyasını temsil ettiğini söyledi.
Sivil toplum kuruluşlarının sektörün sorunlarını karar alıcılara doğrudan aktarma noktasında önemli rol üstlendiğini ifade eden Balcıoğlu, uluslararası platformlarda Türkiye’nin üretim gücü ve sanayisinin daha etkin şekilde temsil edilmesi için çalışmalar yürüttüklerini dile getirdi.

Balcıoğlu, küresel belirsizliklerin devam ettiği mevcut süreçte tekstil sektörünün esnek üretim kabiliyetiyle ayakta kalmaya çalıştığını, ancak uzun vadede sürdürülebilir rekabet için markalaşma, katma değerli üretim ve güçlü finansal yapının kaçınılmaz olduğunu vurguladı.