Borderline kişilik bozukluğu olan bireylerin yaşam boyunca takip edildiğinde %96'sının bipolar tanısı aldığını belirten Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bazı araştırmalarda bunlara ‘bipolar altı’ veya ‘eşik altı bipolar’ denildiğini ifade etti.

B12 Deposu Besinlerle Sağlığınızı Güçlendirin: Hafızayı Çelik Gibi Yapıyor! B12 Deposu Besinlerle Sağlığınızı Güçlendirin: Hafızayı Çelik Gibi Yapıyor!

Borderline kişilik bozukluğu, duygusal dalgalanmalar, kimlik belirsizliği ve ilişkilerdeki karışıklık gibi belirtilerle kendini gösterirken, bipolar bozukluk ise mani ve depresyon gibi belirgin ruh hali değişimleriyle karakterizedir. Ancak, bu iki rahatsızlık arasında bazı benzerlikler ve örtüşmeler bulunmaktadır.

Borderline ve Bipolar: Birbirine Yakın İlişkiler

Prof. Dr. Tarhan, "Borderline kişilik bozukluğunun %50'si biyolojik yaklaşımla, duygu durum düzenleyici ilaçlarla, %50'si de terapi ile düzeliyor" diyor. Bu da bu iki rahatsızlık arasındaki bağlantının karmaşıklığını gösteriyor.

Borderline kişilik bozukluğu olan bireylerin %96'sının bipolar tanısı alması, bu iki rahatsızlık arasında yakın bir ilişki olduğunu gösteriyor. Bazı araştırmalar, bunlara “bipolar altı” veya “eşik altı bipolar” denildiğini ifade ediyor. Bu da bipolar bozukluğun sınırında veya altında olan bir durumun varlığına işaret ediyor.

Borderline ve Bipolar: Tedavi Yaklaşımları

Bu iki rahatsızlık arasındaki benzerlikler, tedavi yaklaşımlarını da etkileyebilir. Prof. Dr. Tarhan'a göre, tedavi edilen borderline vakalarının çoğunda, aslında eşik altı bipolar bozukluklar vardır. Bu nedenle, tedavi yaklaşımları bu gerçeği göz önünde bulundurmalıdır.

Borderline ve bipolar bozukluğun tedavisi genellikle ilaçlarla ve terapiyle birlikte yapılır. İlaçlar, duygusal düzenleme üzerinde olumlu bir etkiye sahip olabilirken, terapi de ilişki becerilerini geliştirmeye ve kişinin duygusal dengeyi sağlamasına yardımcı olabilir.

Sonuç

Borderline kişilik bozukluğu ve bipolar bozukluk arasındaki ilişki karmaşıktır ve henüz tam olarak anlaşılamamıştır. Ancak, yapılan araştırmalar ve klinik deneyimler, bu iki rahatsızlık arasında yakın bir ilişki olduğunu göstermektedir. Bu nedenle, bu konuda daha fazla araştırma yapılması ve tedavi yaklaşımlarının bu ilişkiyi göz önünde bulundurması önemlidir.