Eskiden ne kolaymış hayatlar...Bahçeli küçücük evlerde kapı  önünde oynarmış çocuklar... Sabahları erken kalkılır kapının önündeki avluda yapılırmış kahvaltılar... Karnı doyan  çocuk bahçeye atarmış kedini... Erkekler topa, çelik çömleğe, kızlar evcilik oynamaya... Anneler yatakları  sofrayi toplar evin önünü süpürürmüş... Öğlene bir cacık bir bulgur pilavı, akşama da bir patates sulusu bolca ekmek... Evde işler bitince anneler de toplanırmış kapı önlerinde ellerine alıp işlerini... Kimi kıracağı fasulyeyi kimi ayıklayacağı pirinci... Kimi kızının çeyizi için danteli... Şimdi hayatlar ne kadar zor... Güya teknoloji hayatımızı çookk kolaylaştırdı. Bu koca yalanın altında ezildik kaldık. Şimdi evler kocaman. İçi de eşyalarla dolu... Temizlik bekleyen halılar perdeler... Yıkanmasi gereken çamaşırlar... Silinmeyi bekleyen koca koca camlar kapılar... Çocuklar evlerde apartmanlarda hapis... Dışarısı hiç güvenli degil... Daha apartmandan çıkmadan başlıyor sıkıntısı...Ýok asansörde mi kaldi yok merdivenden mi düştü yok dış kapıya parmağı mı sıkıştı... Sağ salim apartmandan ciktıysa da başka başka kaygılar... Evin içi ayrı kaygı dışı ayrı kaygı... Şehir hayatının stresi geçim sıkıntısı daha güzel bir hayat hayali iyi eğitim almış cocuklar yetiştirme kaygısı altında kalıp strese boğulan babalar gerilmiş bir ok yayı gibi... Annelerse ev işleri ve çocukların sorumluluklarının altında ezilmiş harap ve bitap... Hele bir de çalışiyorsa durum daha da vahim... Biriken ütüler çamaşırlar için ayri bir oda ya da balkon şart zira o kadar kıyafet hiç bir yere sığmaz... Makine makine yıkanan asilmayı ütülenemyi bekleyen çamaşirlar, çeşit ceşit tabaklar bardaklar... Bunca eşyanın içinde daralan ruhlarımız... Çocuklarımızı en guzel şekilde yetiştirmek için verdiğimiz ugraslar okul arayışları... Onlarınsa tüm bu çabalarımızı görmezden gelen rahat tavırları... Tablet televizyon telefona olan aşkları karşısında bozulan sinirlerimiz... Eskiden diyorum hayat ne güzelmiş... Ne yalın ne sade... Ne temizmiş... Ne samimiymiş.... Odalar dolusu oyuncaği da olsa oyuncakçıların önünde yere yatıp ağlayan  çocuklar... Evde tencere tencere  yemek varken soluğu pizzacıda alan gençler... Paylaşmak nedir bilmeyen ama tüketmeyi çok iyi bilen bir nesil... Okunmamış kitaplar raflarda tozlanırken tvnin tozu her gün alinmakta... Stresten sıkıntıdan hasıl olan hastalıklar psikologlari zengin ederken camiler ve kütüphaneler ıssız kalmakta... Velhasıl hayat çok zor artık modern dünyada... Öyle kapı önünde fasulye ayıklayan teyzeler de yok artık kimsenin kimseye zerre kadar güveni de yok... Ahir zaman dedikleri bu olsa gerek... Zaman bereketsiz, insanlar memnuniyetsiz,  çoçuklar şımarık, faturalar kabarık... dostluklar güvensiz akrabalıklar özensiz hayatımız düzensiz... Karnımız tok gözümüz aç... Gönüller huzursuz geceler uykusuz sabahlar namazsız ellerde telefon gözler kızarık kafalar eğik... Dünya bir dünya ki çivisi kopuk... Sağ gözünü sol gözüne güvenemez olmuş insanlık.... Sonumuz hayrola...