Benim küçük kızımın son günlerde dilinden düşürmediği bir şarkı var. “Arı Vız Vız Vız.”
Sabah açıyoruz, akşam açıyoruz. Evde arı, arabada arı... Bizim ufaklık şarkıyı duyunca başlıyor oynamaya. Ben de karşısına geçip eşlik ediyorum.
Geçen gün yine dinlerken aklıma beklentili sendikacılar geldi.
Yahu dedim, arıyla sendikacının ne kadar çok ortak yanı varmış!
Arı çiçek çiçek dolaşıyor, sendikacı üye üye.
Arı polen topluyor, sendikacı üye.
Arı topladığını bala çeviriyor.
Peki, sendikacı topladığı üyeyi neye çeviriyor?
İşte orası biraz karışık!
Bakın şimdi...
Yıllardır bir yetkili sendikamız var. Toplu sözleşme masasına oturuyor, memurlar adına görüşmeler yapıyor. Her toplu sözleşme öncesinde umutlar tazeleniyor.
Bu sefer olacak!
Memurun yüzü gülecek!
Masadan güzel haberler gelecek!
Sonra görüşmeler bitiyor.
Memur maaşına bakıyor, markete bakıyor, kiraya bakıyor...
Bir de verilen sözleri hatırlıyor.
Elbette bütün ekonomik sıkıntıların sorumlusu sendika değil. Ama yıllardır o masada yetkili olarak bulunanların da dönüp kendi performansına bakması gerekmez mi?
Derken bir açıklama duyuyoruz.
İşçiler memurlardan daha fazla maaş alıyormuş!
E, olabilir.
Peki, bunu söyleyen kim?
Memurlar adına yıllardır toplu sözleşme masasına oturan yetkili sendikanın başkanı!
İnsan şaşırıyor.
Yahu başkan, biz işçinin maaşını mı konuşacağız, yoksa senin yıllardır oturduğun masadan memur için neler alabildiğini mi?
İşçi kardeşimizin aldığı parada gözümüz yok. Daha çok kazansın. Alın teriyle çalışan herkes emeğinin karşılığını alsın.
Ama memurun maaşının yetersizliğini anlatırken işçinin aldığı ücreti öne çıkarmak da neyin nesi?
İşçinin maaşı düşerse memurun maaşı mı artacak?
Yoksa işçinin cebindeki parayı sayınca memurun geçim derdi mi bitecek?
Bir fıkra geldi aklıma.
Kovandaki arılar başkanlarına sormuş:
“Başkanım, bizim bal neden az?”
Başkan arı cevap vermiş:
“Yan kovandaki arılar bizden fazla bal alıyor!”
Arılar şaşırmış.
“İyi de başkanım, bizim kovanın görüşmelerine kim gidiyor?”
“Ben!”
“Bizim adımıza kim konuşuyor?”
“Ben!”
“Peki, bizim bal neden az?”
Başkan arı biraz düşünmüş:
“Komşu kovanın balı çok, onu araştırıyoruz!”
Yahu başkanım, komşunun kavanozunu bırak da bizim peteklere bir bak!
İşin bir de üyeler tarafı var ki asıl orası ayrı bir âlem.
Bazı arkadaşlarla konuşuyorsunuz.
“Bu toplu sözleşmeden memnun musun?”
“Değilim!”
“Sendikanın çalışmalarından memnun musun?”
“Hiç değilim!”
“Memurun hakkını yeterince savunabildiklerini düşünüyor musun?”
“Ne gezer!”
“Peki, hangi sendikadasın?”
Bir bakıyorsunuz, şikâyet ettiği sendikanın üyesi!
“Yahu madem memnun değilsin, neden hâlâ oradasın?”
“Ne yapalım, yıllardır beklenti içindeyim!”
E, güzel kardeşim, sendika mı bu, babadan kalma tarla mı? Tapusu sende mi ki ayrılamıyorsun?
Elbette herkes istediği sendikaya üye olur. Kimsenin tercihine karışamayız. Ama insanın kendi tercihini sorgulaması da lazım.
Hem yıllardır aynı sonuçlardan şikâyet edeceksin hem de hiçbir şey değişmesin isteyeceksin.
Sonra da dönüp soracaksın:
“Bu memurun hâli ne olacak?”
Vallahi o sorunun cevabını biraz da aynada aramak lazım!
Bir de şu ziyaret meselesi var.
Sendikacılar kurum kurum geziyor. Fotoğraflar çekiliyor, açıklamalar yapılıyor.
“Verimli bir ziyaret gerçekleştirdik.”
“Çalışanlarımızla istişarelerde bulunduk.”
“Sorunları dinledik.”
Güzel kardeşim, dinleyelim elbette. Ziyaret de edelim, fotoğraf da çekelim.
Ama arı her çiçeğe konduğunda fotoğraf çektirseydi, kış gelince kovana ne götürecekti?
“Arkadaşlar, bal yok ama papatyayla çok güzel bir fotoğrafımız var!”
Olur mu öyle şey?
Sendikacılıkta üye sayısı elbette önemlidir. Yetki de önemlidir.
Ama yetkiyi aldıktan sonra ne yaptığın daha önemlidir.
Üye toplamak başka, o üyenin hakkını savunmak başka.
Hele yıllardır yetkiliysen, çalışanların sana “Ne kazandırdın?” diye sormasından daha doğal ne olabilir?
Şimdi kimse yanlış anlamasın.
Ben işçiyle memurun karşı karşıya getirilmesine karşıyım. İşçinin aldığı ücret fazla değil; memurun da insanca yaşayabileceği bir ücret alması gerekiyor.
Bunun için mücadele etmek, talepleri savunmak ve sonuçları açıkça anlatmak lazım.
Yoksa işçinin maaşını örnek göstererek kendi toplu sözleşme performansını tartışmaktan kaçamazsın.
Bir de şunu söyleyeyim.
Yetkili sendikayı eleştirmek başka, ona üye olan insanları küçümsemek başka.
Benim derdim kimsenin sendika tercihiyle değil. Ama sürekli şikâyet edip sonra aynı anlayışa destek vermeye devam eden arkadaşların da bir düşünmesini isterim.
Çünkü sendikacılık futbol taraftarlığı değil.
Takımın yenilince “Seneye şampiyonuz!” dersin.
Ama burada mesele üç puan değil, senin maaşın, çocuğunun geleceği, evinin geçimi.
Neyse...
Bizim kız yine geldi, telefonu uzattı.
Arı şarkısını istiyor.
Açtım.
O oynuyor, ben düşünüyorum.
Sonra kendi kendime güldüm.
Ah be kızım! Sizin arı çiçek çiçek dolaşıp bal yapıyor. Bizim yetkili sendika yıllardır üye üye dolaşıp yetki alıyor, sonra da komşu kovanın balından şikâyet ediyor!
İyi de başkan...
Yıllardır kovanın anahtarı sende değil mi?
Arı vız vız diye dolaşır, sendikacı üye üye dolaşır...
Arı bal yapar, sendikacı yetki alır.
Peki, memurun kavanozu ne zaman dolacak?
Next