Bizim Yeşilçam filmleri var ya, vallahi kıymetini bilememişiz!
Çocukken Kemal Sunal'a, Şener Şen'e, İlyas Salman'a gülerdik. Meğer adamlar film değil, hayatın kullanma kılavuzunu çekmişler!
Hele bir Banker Bilo vardır ki...
Şener Şen'in canlandırdığı Maho karakterini hatırlarsınız. Adamın öyle bir konuşma yeteneği var ki yaptığı yanlışı bile öyle güzel anlatır ki sonunda neredeyse karşısındaki adam özür dileyecek hâle gelir.
“Yaptım ama sor bikere, niye yaptım?”
Ulan Maho! Sen yaptığını kabul ediyorsun da bir türlü kabahati üstüne almıyorsun!
Düşündüm de bizim Maho bugün yaşasaydı acaba ne yapardı?
Gelin, hayalî bir mahalleye gidelim.
Mahallenin adı Dürüstler Mahallesi olsun.
Kahvede herkes toplanmış. Çaylar gelmiş, tespihler çekiliyor, memleket meseleleri konuşuluyor.
Birisi masaya yumruğunu vuruyor:
“Bu mahallede haksızlık var arkadaş!”
Öteki ayağa fırlıyor:
“Yolsuzluk var, yolsuzluk! Kim yaptıysa hesabını verecek!”
Üçüncüsü daha da coşuyor:
“Kimsenin yaptığı yanına kalmayacak! Sonuna kadar gideceğiz!”
Kahve alkıştan yıkılıyor.
“Helal olsun!”
“İşte adam gibi adamlar!”
Vallahi insan dinlerken heyecanlanıyor. Bir an sanırsınız ki birazdan bütün meseleler çözülecek, bütün hesaplar görülecek!
Tam o sırada köşede sessizce çayını içen biri soruyor:
“İyi de arkadaşlar, madem bu kadar haksızlık var, gelin şu defterleri bir açalım. Kim ne yapmış, ne olmuş, ne bitmiş bakalım.”
Bir sessizlik...
Az önce masaya yumruk vuran adam çayına sarılıyor.
Öteki gözlüğünü siliyor.
Üçüncüsü birden telefonuyla ilgilenmeye başlıyor.
Sonunda biri dayanamıyor:
“Yahu kardeşim, sen nereden çıkardın şimdi bu defter işini?”
“E siz demediniz mi haksızlık var diye?”
“Dedik!”
“Hesap soracağız demediniz mi?”
“Dedik!”
“E açalım defterleri, araştıralım!”
“Hop! Dur bakalım! Biz hesap soracağız dedik, muhasebe bürosu açacağız demedik!”
Haydaaaa!
Yahu arkadaş, hesabı bilmeden kime neyin hesabını soracağız?
Bakkala gidip veresiye defterini açmadan borcunu hesaplayan gördünüz mü?
Kasayı saymadan eksik para bulan var mı?
Yoksa bizim mahallede matematiğin yeni bir çeşidi mi icat edildi?
Toplama yok, çıkarma yok, inceleme yok ama hesap sormak bol!
Vallahi bu yöntemi bizim Maho görse şapka çıkarır!
Çünkü Maho'nun en büyük marifeti de buydu.
Konuşurken mangalda kül bırakmazdı.
Haksızlığa karşıydı.
Adaletten yanaydı.
Garibanın dostuydu.
Ama iş kendi yaptıklarına gelince konu öyle bir değişirdi ki sonunda kimin ne sorduğu unutulurdu.
Bir de öyle kendinden emin konuşurdu ki insan ister istemez düşünürdü:
“Acaba adam haklı da biz mi anlamıyoruz?”
İşte Yeşilçam'ın güzelliği burada!
Gülerken insanın aklına bir sürü soru getiriyor.
Mesela bir insan hem haksızlıktan şikâyet edip hem de haksızlığın araştırılmasına yanaşmayabilir mi?
Hesap sorulsun diye bağıran biri, iş hesap defterini açmaya gelince neden rahatsız olur?
Elbette her meselenin bir açıklaması, her kararın farklı gerekçeleri olabilir.
Kimseyi peşinen suçlamak doğru değil.
Zaten araştırmak da birini suçlamak demek değildir.
Bir yanlış varsa ortaya çıkar, yoksa herkesin içi rahat eder.
Ama gelin görün ki bizim hayalî mahallede işler biraz farklı yürüyor.
Herkes hesap sormaya meraklı.
Herkes haksızlığa karşı.
Herkes doğruluktan yana.
Bir tek defterleri açmaya gönüllü bulmak zor!
İnsanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Acaba mesele hesap sormak mı, yoksa hesap soruyormuş gibi görünmek mi?
Ben cevabını bilmiyorum.
Bilen varsa anlatsın, biz de öğrenelim.
Neyse, biz yine Yeşilçam'a dönelim.
Bizim Banker Bilo'da Maho, köylüleri Almanya'ya götürme vaadiyle paralarını topluyordu. Gelin, filmdeki bu olaydan esinlenerek hayalî bir kahve sahnesi kuralım.
Maho kahvede oturmuş, çayını yudumluyor. Bir yandan da masaya vurup ahkâm kesiyor:
“Bu memlekette haksızlık çok Bilo! Milletin parasını yiyenlerden hesap sorulmalı!”
Bilo da orada, sessizce dinliyor.
Sonunda dayanamıyor:
“Maho Ağa, sen de bizi Almanya'ya götüreceğim diye paralarımızı almıştın.”
“Aldım Bilo, aldım!”
“E bizi Almanya diye İstanbul'a bıraktın!”
“Bıraktım Bilo, bıraktım!”
“Peki ağam, bizim paralar ne oldu?”
Maho çayını karıştırıyor.
“Ulan Bilo! Sen de ne kadar eski defterleri karıştırıyorsun!”
“E ağam, az önce milletin parasını yiyenlerden hesap sorulsun demedin mi?”
“Dedim Bilo, dedim!”
“Öyleyse önce bizim hesabı bir görelim!”
Maho birden doğruluyor:
“Hop! Dur bakalım Bilo! Ben hesap sorulsun dedim, benim hesabım sorulsun demedim!”
Bilo şaşkın şaşkın bakıyor.
“Ula Maho Ağa! Hem paramızı aldın hem bizi kandırdın hem de hesap sorunca kızıyorsun! Sen bunu niye yaptın?”
Maho arkasına yaslanıyor, altın yüzüğüne bakıyor.
Yaptım Evet. Yaptım…
“YAPTIM AMA SOR BİKERE, NİYE YAPTIM?”
Next